İhtisas kelimesi Arapça husus kelimesinden türemekte ve “uzmanlık, uzmanlaşmak” anlamına gelmektedir. Böyle bakıldığı zaman bir alanda ihtisas sahibi olmanın önemli olduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Peki gerçekten bunu doğru yorumluyor muyuz, gelin birlikte tartışalım.
İhtisaslaşma, ihtisas, ihtisas sahibi gibi kavramların kullanımı geçmişe nispeten daha az olsa da bu kavramları karşılayacak uzmanlaşma, uzmanlık, uzman gibi kavramları pek çok yerde kullanıyoruz. Bu yazımızda kullanım olarak ihtisas kelimesini tercih edeceğiz.
Günümüzde bilginin hacminin artmasıyla birlikte hayatımıza yeni iş kolları, yeni bilgi ve beceriler, yeni uygulamalar geldi. Birçok disiplin kendi içerisinde alt disiplinlere bölünerek varlığını sürdürüyor. Buna bağlı olarak bu alt disiplinlerde – hatta kimi zaman o alt disiplinin bir alt konusunda – ihtisas yapma, ihtisas sahibi olma miktarı arttı. Bu haliyle yorumlandığında bu gelişmenin olumlu olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Fakat çoğunlukla ihtisaslaşma kavramının yanlış anlaşıldığını daha doğrusu eksik yorumlandığını düşünüyorum. Gördüğüm bu eksik yoruma göre, “ihtisaslaşma” deyince sanki tek bir alanın tek bir konusunda uzman olmak yeterliymiş gibi görülüyor. Bunun sebebi ise bu bakış açısında olanların “Bilgi çok, birden fazla alanda konuşmak / çalışmak için yeterli vakit yoktur! Zira tek işte ihtisas sahibi olmak aynı zamanda odaklanmayı da getirmektedir” şeklindeki düşünceleridir.
İhtisaslaşmaya bu şekilde bakıldığında doğru gibi gözükse de bu daha geniş bir bakış açısı ile bakıldığında eksik bir yorum olduğu anlaşılacaktır. Elbette kişilerin bir alanda uzmanlaşmaları, ihtisas sahibi olmaları o sahada söz sahibi olmalarını sağlar, o alana pek çok katkı verir bunu inkâr etmiyoruz. Buradaki mesele, uzmanlaşmanın o alanla sınırlı kalması ve diğer alanlara olan ilgimizin ve/veya emeğimizin yetersiz kalması. Hâl böyle iken birbiriyle ilişkili konular, alanlar olsa da onlar arasında ilişki kurmakta zorlanıyoruz. Farklı disiplinleri bilemediğimizden düşüncelerimiz de çoğunlukla bilgi sahibi olduğumuz alanla sınırlı kalıyor.
Buna rağmen bu tek alanda ihtisaslaşma istek ve dayatması ne yazık ki uygulamalarda tam tersi karşılığını bulabiliyor. Kişilere tek alanda uzmanlaşma dayatması bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yapılırken kendilerinden beklenen hizmet ve uygulamalar aslında fark etmeseler de diğer alanlarla da ilişki kurmalarını gerektirmektedir. Diğer alanlarla ilişki kuramama ve bütüncül bir bakış açısı yakalayamama durumları, kanaatimce kişilerin düşüncelerinin dar bir çerçevede toplanmasına ve üretkenliklerin azalmasına yol açıyor. Çünkü bu şekilde yaklaşıldığında disiplinler tek başlarına ele alınmakta ve parça-bütün ilişkisinden ayrılmaktadır. Oysa her alanda bir parça – bütün ilişkisi vardır ve parçalar birleşerek bir bütünü meydana getirir. Parçanın ayrı incelenmesi onun bütününden koparılmasını gerektirmez.
Bu konuya nasıl çözümler getirilebilir, biraz da bunun irdelenmesi gerekmektedir. Öncelikle ister kişisel hayatımızda ister eğitim ve kültürel hayatımızda olsun disiplinlerin birbirleriyle ilişkili olabileceklerini hiç unutmamalı, öğrendiğimiz bir bilginin bize farklı kapılar açabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Örneğin kendisini “sayısalcı” olarak nitelendiren birisine bakalım. Bu kişi edebiyat veya tarih bilmenin kendisi açısından hiçbir anlam ifade etmeyeceğini düşünebilir. İlk bakışta bu anlamlı görünse de yetersiz bir varsayım olur. Zira o kişinin edebiyat biliyor olması, fikirlerini zenginleştirmesini ve bunları çevresine daha iyi aktarmasına imkân sağlayabilir. Tarih bilgisinin olması ona bir bilinç kazandırarak olayları daha iyi yorumlamasını sağlayabilir. Varsayalım ki kendi mesleğine hiçbir faydası olmasın. Peki biz hayatımızda yalnızca mesleğimizden ibaret miyiz? Faydalı bir şeyi yalnızca maddi bir getiriye hapsetmek ne kadar doğru? Varsın bildiğimiz bir şey mesleğimize hiçbir katkı yapmasın. İnsan olarak bizi daha iyi bir konuma getiriyor mu; bizi, düşüncelerimizi güzelleştiriyor mu? Biraz da işin bu tarafından bakmanın iyi olacağı kanaatindeyim.
Geçmişte yaşamış ve günümüzde dahi etkisini sürdüren onlarca ilim adamı, sanatkâr, âlim var. Bu kişilerin isimlerini zikrediyor olmamız bize bir şeyleri hatırlatmalı. Bu kişilerin çoğu tek bir sahada değil birden çok sahada bilgisi, çalışmaları olan kişiler. Bu noktada yakın tarihimizden bir örnek vermek gerekirse eğitim ve kültür hayatımızda önemli rol oynamış, çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim Ahmet Süheyl Ünver’den bahsetmek isterim. Bir doktor olan Süheyl Ünver, mesleğinin yanı sıra ressam, hattat, tezyinatçı ve minyatür sanatçısı. Arapça, Farsça ve Fransızca bilgisi var. Bugün birçok kütüphanemizde ondan miras kalmış yüzlerce hatta binlerce eser var. Süheyl Ünver bu alanlarda çok başarılı bir üstat. Bugün yalnızca ihtisas sahibi olduğu bir alanda (konuda) faaliyet gösteren kaç kişi onun o tek alandaki başarısına sahip. Kaldı ki kendisi tek bir alanda değil uğraştığı o tüm sahalarda başarıyı yakalayabilmiş. “Hepimiz aynı alanlarda aynı başarıları yakalamalıyız, aynı gayreti göstermeliyiz” demiyorum. Fakat ilgi duyduğumuz, yeteneğimizin olduğu sahalar mutlaka vardır. Biraz gayret gösterip bakış açımızı geliştirerek bu yeteneklerimizin farkına varabiliriz. Bu sayede önümüzde mesleğimizin dışında kendimizi inşa edebilecek, hayatımıza anlam katabilecek farklı kanallar bulma imkânımız olur.
Bugün bu ihtisaslaşma konusunu yeniden düşünmemiz ve yorumlamamız gerekiyor. Günümüzde hem ülke çapında hem Dünya çapında yakaladığımız başarılar az ise bunun sebeplerinden birinin de bu bakış açısı olabileceğini düşünüyorum. Geçmişten ilham alabileceğimiz çok örneğimiz var. Onları okuyalım, anlayalım ve günümüzü çağın gerektirdiği şekilde yeniden yorumlayalım. Yoksa geçmişteki âlimlerimizin çalışmalarını yalnızca okumak(!) ve dinlemek(!) ile kalır, şu andaki bilim adamlarının çalışmalarını ise hiç ulaşılamayacak şeyler gibi görmeye devam ederiz.
