İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Robotlaşan İnsanlar, İnsanlaşan Robotlar

Bu yazı için başlık konusu kafamı kurcalayan bir konuydu. Burada robotlaşan, robotlaşma yolunda olan insanları ele aldığımız bir başlık kullandım. Ama yazımda ifade edeceğim şu başlık da en az onun kadar ilgi çekici: İnsanlaşan Robotlar. Evet, yanlış görmediniz. Buradaki başlıklardan da anlaşılacağı üzere, yazının bir kısmı robotlaşan insanlar, diğer kısmı ise insanlaşan robotlarla ilgili.

Farklılıkların her geçen gün fazlalaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Gelişen teknolojiyle beraber insanlık için her gün yeni bir şey keşfediliyor ve hayatımıza giriyor. Ve bu değişimler o kadar hızlı oluyor ki bunlara ayak uydurmak şöyle dursun, takip edebilmek de artık pek mümkün değil. Peki bu gelişmelerin bize sağladığı faydalar var mı? Elbette, sayamayacağımız kadar çok. Zararı var mı? O da sayamayacağımız kadar çok. O hâlde biz de teknolojiyi, ondan doğan gelişmeleri yorumlarken iki taraflı değerlendirmek mecburiyetindeyiz.

Bugün evlerimizde, iş yerlerimizde, okullarımızda teknolojinin birçok imkânından, aracından yararlanıyoruz. Bu bizim hayatımızı büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Ama yine insan işte; kullanacağı şeyleri bir süre sonra aşırı sevmeye ve sonrasında hayatının merkezine koymaya başlıyor. Bugün de teknolojinin geldiği durum bundan farklı değil. Öyle ki, yakınlarımızdan çok teknolojiyi sever ve teknolojiye kullanılır hâle geldik. Zaman zaman haberlerde ya da sosyal medyada karşılaştığımız şeydir: yeni bir telefon modeli piyasaya çıkar ve satışa sunulduğu ilk gün – evet, yanlış değil ilk gün – insanlar geceden mağaza önünde nöbet bekleyerek, sabahında gerekirse diğer aday müşterilerle tartışarak – bazen bir izdiham ortamında – o modeli satın alır ve olay biter. Peki bu nasıl bir yoksunluk ve açlık hissidir ki bir insan böylesi bir duruma girer?

Sadece bu değil. Sosyal medyada kaç beğeni aldığımızı dakika dakika kontrol ediyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyoruz, gece yatmadan önce son kez ekrana bakıyoruz. Bir yapay zekâ uygulamasına “bugün ne yesem?” diye sorup, hangi filme gideceğimize algoritmanın önerdiği şekilde karar veriyoruz. Kendi zihnimizle düşünmek, karar vermek, uygulamak… Bunları giderek daha az yapıyoruz. Çünkü bunları bizim yerimize yapan araçlar o kadar erişilebilir, o kadar pratik ki neden zahmete girelim ki?

Böyle olunca bu süreçte hiç farkında olmadan kaybettiğimiz şeyler de oluyor. Sıkılmaya tahammül edememek bunların başında geliyor. Beş dakika boyunca elimizde telefon olmadan oturamaz, bir şey beklerken sadece düşünemez hâle geldik. Empati duygumuz da giderek azalıyor. Ekran arkasından kurulan ilişkiler, yüz yüze iletişimin yerini aldıkça insanların birbirini gerçekten dinlemesi, anlaması güçleşiyor. “İnsanlar robotlaşıyor” dediğimizde yalnızca düşünmemeyi kastetmiyorum, hissetmeyi de giderek daha az yapıyoruz.

Yanlış anlaşılmasın, kendimi bundan azâde görmüyorum, sadece bu meseleyi anlamak istiyorum. Kaldı ki birkaç yıl önce şu an bana da anlamsız gelen bir anım olmuştu. Bir İngilizce dersinde konumuz teknolojiydi ve hocamız bize teknoloji olmadan ne kadar süre dayanabileceğimizi sormuştu. Sıra bana geldiğinde ben de 1 günden fazla olamayacağını, çünkü yaptığım iş ve çalışmalarım nedeniyle teknolojinin elzem olduğunu ve onsuz yapamayacağımı söylemiştim. Şu an o cevabın ne kadar anlamsız olduğunu görüyorum ki… Buradaki asıl mesele, çalışmalarım ve işim nedeniyle teknolojiyi kullanmam değil, teknolojisiz yapamayacağım düşüncesine sahip oluşumdur. Yoksa ihtiyaç dâhilinde insan teknolojiyi de başka imkânları da kullanabilir. Fakat kullanması gereken şeye bu kadar bağlanması, hayatını onunla anlamlandırması… Ne kadar sığ ve kabul edilemez bir düşünce.

Garip bir dönemde olduğumuzu söylemiştim. İnsan olarak her işimizi otomatik hale getirerek, hareket alanımızı kısıtlayarak bir robotlaşma sürecine girdik. Asıl sorun hareket alanının daralması değil, yaptığımız işlerdeki tefekkür kısmının azalmasıdır. Pek çok şey pratik hâlde mevcutken biz niye üzerine düşünelim ki? Böyle olunca insan, sadece istekleri için yaşayan, fazlasını ve daha fazlasını isteyen sayısal bir veriye dönüşüyor. İstatistiklerde “takipçi“, “kullanıcı“, “müşteri” gibi kavramlar “insan” sıfatının önüne geçiyor. Ve biz bunu hiç yadırgamıyoruz.

Peki bu gördüğümüz seçimler kimin? Biz mi teknolojiyi seçiyoruz, yoksa teknoloji mi bizi şekillendiriyor? Bu cevaplaması zor ve karmaşık bir soru. Çünkü bize sunulan, bizim için tasarlanmış her uygulama, dikkatimizi çekmek ve bizi olabildiğince uzun süre ekranda tutmak üzerine tasarlanmış. Bu durumda aslında bir tercih yapmıyoruz. Farkında olmadan tasarlanmış bir akışın içinde sürükleniyoruz. Bu noktada şunu sormak gerekiyor: Robotlaşan biz miyiz, yoksa bizi robotlaştıran bir sistem mi var?

Bir de bunun tam tersi var tabi: robotların insanlaştırılması. Araştırma merkezlerinde ve üniversitelerde bunun için ayrılmış milyarlarca dolarlık yatırımlar mevcut. Bugün insanlarla doğal dilde sohbet eden yapay zekâ asistanları, yüz ifadelerini taklit edebilen insansı robotlar ve çeşitli işler için geliştirilmiş robotlar artık kurgu değil. Araştırmaların yapılmasına sözüm yok ama robotları insanların yerini alacak şekilde geliştirmek ne kadar doğru? Bu çalışmaların finansörleri şimdilik bunu düşünmüyorlar. Fakat bu robotlar insanların yerine geçtiğinde 20-30 yıl sonra ne olacak? Bunları hiç sorgulamadan, birileri bir şeyler geliştirsin ve biz alalım mantığıyla ilerliyoruz.

Yazıyı şu soruları düşünerek bitirelim:

Robotların dünyasındaki insanlar mı olacağız, yoksa insanların dünyasındaki robotları mı konuşacağız? Ve daha önemlisi: bu soruyu kendimize ne zaman soracağız?

Yorumlar kapatıldı.

Serhat Uran sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin